« Önceki | Sonraki »

12.7.2006

hayat...

Her şey olur, her şey büyür, her şey geçer, hayat kalır..
Everything happens, everything grows, everything passes away, what remains is life..

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

3 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: elifturabi | Tarih: 12.12.2006
    Konu: hayat...
    Yazmaktan cok korkuyorum...Cunku bundan once yazdiklarimi ne zaman bastan okumaya kalksam delirecegimi dusunuyordum..Korkmadigim birsey kaldi mi acaba?..herseyden korkuyorum, ama simdi...simdi de mutlu olmaktan korkuyorum...Evet! bu sefer de mutlu olmaktan korkuyorum. Aslinda bir yandan da anlamaya basladim galiba bu gercekte bir korku degil..Tarif edilemeyen bir duygu. Bir buyu var sanki uzerimde ve bu buyunun gecmesini hic mi hic istemiyorum. Herseye karsi bir anlayis, sevecenlik, sicaklik hissediyorum. Uzun zaman once olsaydi, beni deli edecek davranislara sozlere takilmiyorum.Korktugumda bu iste: bu buyunun kaybolmasi...Basim agrıyor, sırtım agrıyor, dusunerek, kosarak, takılarak, tekrar ayaga kalkarak bir yolda gidiyorum.Ama biliyorum ki bu yol benim yolum...Kimsenin degil..Tekrar yazdiklarimi okumayacagim bu yuzden..Su anda beni kim duyuyorsa (biri var duyan eminim) bu anın, bu "büyünün" ömrüm boyunca sürmesini diliyorum...Korkularımdan arındır beni, lütfen...
    04.12.2006

    Hulya!!! hersey icin tesekkurler! seni cok ozluyorum!.....

    Bağlantı »

  2. Yazan: mavidiken | Tarih: 17.2.2007
    Konu: hayat
    Huzunlerimin altini actim
    Duygularimi dilimledim
    Hayallerimi dogradim
    Düslerimi kavurdum.
    Acilari hafifce biraktim,
    Uzerlerine bir kac damla gozyasi serpistirdim..
    Hazir oldugunda baktim..
    Tadi tuzu yoktu hayatimin..

    Bağlantı »

  3. Yazan: isimsiz | Tarih: 6.3.2007
    Konu: leyl

    ben daha çocukken köylere ara ara yaşlı teyzeler gelirdi. köyde onlara " bohcacı" denirdi. bir kaç kilo buğdaya, bir kaç yumurtaya , biraz yağa, peynire karşılık fala bakardılar... bir gün yaşlıca bir teyze geldi. kızıl saçlı, boynunda boydan boya renga renk boncuklardan bir kolye vardı. parmakları uzun inceydi ve damarları çok belirgindi. biraz ispanyol çingelerini anımsatıyordu. ılık bahar günün sabahında bahçemizi eski zamanların yortusu gibi dövüp durdu. mahallenin kadınları başına toplanmıştı. hamile olanlar çocuklarının erkek mi kız mı olacağına dair tahminler/ fallar istiyordu. öyle durmuş onları izliyordum. nedense birden bunların hepsi palavra diye iki cümlecik çıktı ağzımdan. kadın vahşi, ateş saçan gözleriyle , gözlerime baktı gözleri de kızıldı sanki kıpkızıl yılların tutkusu, nefreti, acısı , aşkı damıtılmış gözelerini bu hale getirmişti. o an bütün bu renleri ayrıştırmak için elimde bir caleıdoscope olsun istedim, ama yoktu. elleri turuncu. anlamlı gülümsemesi saprası kesti yüzümü ... sarı oğlum dedi güneşten yanmış yüzüme bakarak . ben senin saçlarındaki tüyler kadar yollar görürüm... korktum, ne demek istediğini anlamadım. hep bir gün o büyücünün büyüsünün beni bir gün bulacağı korkusuyla yaşadım. saçma bir duygu bir yerinden tutarsanız ama yazı da bence böyle kökü belirsiz bir korku. hikmetinin nereden geldiğini bilmiyoz. belki bu yüzden korkuyoruz.

    Bağlantı »